AMA EVDE BÖYLE YAPMIYOR...
Çocuklar yuvada gösterdikleri davranışları, örneğin yeme
davranışlarını, uyku davranışlarını, isteklerini belirtme
davranışlarını çoğu kez evde göstermezler. O zaman Anneler
babalar da tereddüte düşer ve ‘ ama evde böyle yapmıyor’ derler
ve haklıdırlar.
Çocuklar yuvadaki davranışlarını eve uzun zaman sonra taşırlar.
Bir anlamda değişik yerlerde birbirinden farklı davranışlar
gösterirler.Bu yeni ‘bilelim-paylaşalım’ dizimizde bu durumu ve
nedenlerini araştırıp görmeyi amaçlıyoruz.
DAVRANIŞIN TEMEL KURALLARI..
Öncelikle bilmemiz gereken temel kural, ’davranışların
karşılıklılık ilkesine göre biçimlendiğidir’. Bu da, canlılarda
görülen genel davranış kuralıdır. Bir canlı, kedi ya da kuş da
olabilir, ’kendisine nasıl davranılırsa ona uygun bir karşılık
geliştirir. Buradaki ‘karşılık’, elbette kendi isteğini, kendi
yararını, kendi egosunun doyumunu amaçlayan bir karşılıktır. Bir
kediyi ‘severseniz’ o da ‘size yaklaşır, mırıltılar çıkarır,
hoşnut olduğunu belirtir’. Bir kuş sevildiğini hissederse
neşelenir, küçük sıçrayışlar yapar, ötücü ise ötmeye başlar. Bir
çocuk da öncelikle bulunduğu ortama bakar, kendisinden ne
istendiğini, ne beklendiğini anlamaya çalışır.
Eğer, kendisinden beklenen ile, kendisinin beklediği uyuşuyorsa
doyumunu sağlayacağını anlayarak beklenen davranışı gösterir.
Ama kendisinden beklenen ile kendisinin beklediği uyuşmuyorsa
neşesi kaçar, kendisinden beklenen davranışı reddeder,
Giderek orada olmayı da reddeder ve böylece durumuna ilişkin
mesaj vermiş olur.
İnsan gelişimi (canlılar için de geçerlidir), yeni koşullara
uyum sağlayarak varlığını sürdürme çabalarının toplamıdır.
Varlığını sürdürmek demek, kendi fiziksel varlığını, sosyal
varlığını ve psikolojik varlığını çevresine kabul ettirmek,
etkinliklerini sürdürebilmek, kendi doyumu ile çevre
beklentileri arasında denge
kurabilmek demektir. Bu dengenin kurulması, gelişimi olumlu
yönde etkiler ve yeni aşamalara geçilmesini sağlar. Bu denge
kurulamaz ise bu dengeyi kurabilmek için çaba harcamak gerekir
bu da enerji ve zaman kaybına yol açar.
Çocuk eğitimine bu açıdan baktığımız zaman davranışların neden
yuvada ve evde birbirinden farklı olduğunu anlayabiliriz.
Evde, çocuğun varlığını sürdürmesi için çaba harcaması
gerekmemektedir. Onun
Evdeki varlığını kabul etmek, onun varlığını hissettirmek,
annenin, babanın, ortamdaki herkesin seve seve ve coşku ile
yaptığı bir iştir.
Çocuğun evdeki varlığı aileye bir armağandır. Onun için de
çocuğun herhangi bir çaba harcaması gerekmez. Çocuk bunu
farkeder ve karşılıklılık ilkesi gereğince de ‘kendisini yaşamın
odağına koyar’ ve her isteğinin yerine getirilmesini ister ve
bekler. Kendisi için kolaylık olan alışkanlıklarının sürmesini
ister, bunun için her türlü tepkiyi göstermeye hazırdır ve
gösterir.
Oysa, çocuk yuvada bunun böyle olmadığını görür.
Orada, başka çocuklar da vardır.
Yuvada, kendisinden de başka çocukların yaptığını yapması
beklenmektedir.
Yuvada, annesinin yerinde öğretmenler vardır.
Yuvada, hep kendisinin istediğinin olamayacağı anlaşılmaktadır.
Ama yuvada aynı zamanda oyunlar da vardır.
Yuvada, arkadaşlar edinme olanağı vardır.
Yuvada, bir günün değişik geçmesi olasılığı vardır.
Yuva, tantanalı, şamatalı, eğlenceli bir yerdir.
Çocuk, böylece ikilemde kalır. Kendi egosunun yeni hazlarına
açık bir fırsatlar ülkesini de sezmektedir. Acaba yuvaya gitmeli
mi gitmemeli midir?
Bir süre arada kaldıktan sonra (uyum süresi ) yuvada kalmanın
daha hoş olduğuna karar verir ve oraya ‘gerçek bir adaptasyon’
sağlar.
‘Gerçek bir adaptasyon’, yuvadaki yaşamı, oradaki ortak yaşam
kurallarıyla kabul etmek, böyle yapmanın doğru olduğunu kabul
etmektir. Çocuk bu kurallara severek uyar, bundan haz alır,
arkadaşlarıyla aynı biçimde davranmanın ona getirdiği
kazanımları görür ve bu kazanımlardan hoşnut olur.
Çocukları yuvaya giden anne-babalar, kısa bir süre içinde
çocuklarının yemek yeme, başkalarıyla birlikte olma, konuşma,
iletişim kurma, söylenenleri anlama ve yanıt verme
davranışlarında olumlu değişiklikler olduğunu farkeder ve bundan
hoşnut olurlar. Ama gene de çocukları evde alıştığı davranışları
terketmek istememekte, bunları eskiden olduğu gibi istemeyi,
yapılmazsa sorun çıkartmayı denemektedir.
Bu ikili davranış mıdır? Yuvadan verilen bilgiler sağlıklı değil
midir? Ya da çocuğumuz ne zaman ‘doğru olan davranışları’ tam
olarak benimseyecektir?
AMA EVDE GENE BENİM YEDİRMEMİ İSTİYOR...
Doğrudur, çocuğumuz evde ‘gene sizin yedirmenizi
beklemektedir’. Nedeni mi?
Çünkü, çocuk, annesinin yemekle ilgili kaygılarını görmektedir.
Anne çocuğunu kendisi besleyemediği için üzülmektedir. Kendi
yediği takdirde çocuğunun yeterli besini alamayacağını, bu
nedenle de gelişemeyeceğini, hasta olacağını düşünmektedir.
Bu kaygısını ancak ‘çocuğunu kendisi beslediği zaman’
giderebilmekte, onun için de kendisinin beslemediği her koşuılda
huzursuz olmaktadır. Yuvadan verilen bilgiler de onu tatmin
etmemektedir. Çünkü, hiçbir zaman ‘çocuğunun kendi beslediği
gibi beslenemiyeceğini’ düşünmektedir.
Çocuk için ise, yemek yemek çoktan kendisinin yapmaktan
vazgeçtiği bir eylem olmuştur. Başlarda, kendi yemeğini yeme
girişimleri olmuş ama annesinin kendi besleme tutumu nedeniyle
vazgeçmiştir. Başkasının beslemesi de daha rahattır. Çocuğun
yemekle ilgili tek zahmeti ağzına konanı çiğnemekten ibarettir
ve artık bundan hoşnuttur. Yuvada bu avantajını kaybetmemeye
çalışmış ama yuvada kendi yemesinin doğru olduğunu anladığı için
kendi yemeğini yemeye başlamıştır. Başka çocukların kendilerini
beslemesi de onu ‘artık büyüdüğü için yemeğini yemesi yönünde’
itici güç oluşturmuştur. ‘Ancak bebekler başkaları tarafından
beslenir ve o bebek değildir. Gelişim güdüsü çocuk için çok
önemlidir.
Bu nedenle çocuk yuvada, kendi yemeğini yeme doğrultusunda
davranış kazanır ama evde annesinin beslemesini bekler ve bunu
ister.
Bu ikili davranışın nedeni ise, evde kendisini beslemeye teşvik
edilmemesidir.
Evde, çocuğun kendisini besleme doğrultusunda destekleyen anne,
bir süre sonra çocuğuna bu alışkanlığı kazandırdığını
görecektir. |
EVDE HER İSTEDİĞİNİ TUTURUYOR?
YUVADA YAPMIYOR MU?
Doğru bildiniz, yuvada yapmıyor.
Yuvada da her istediğinin yapılmasını isterdi, başlarda denedi
de. Kendi isteklerinin olup olmayacağını denedi, bazıları
yapıldı, bazıları için ‘sonra yapacağız’ denildi,
Kimileri için ise ‘böyle yapmıyoruz’ dendi. Çocuğumuz bir
kuralla karşılaşmaktan hiç hoşlanmadı ama yapacak bir şey de
bulamadı, o zaman ‘anne, ben buradan hoşlanmadım, oraya
gitmeyeceğim’ dedi. Alışkanlıklarımızdan vazgeçmek, hepimiz için
zordur, hele de bu alışkanlıklarımız bir yerde devam ediyorsa
‘evimiz gibi’, hele de her isteğimizi yerine getirmeye hazır
kişiler varsa (anne, baba, anneanne, babaanne, dede, Hala, teyze
gibi). Yuvada kurallar vardı, çocuğunu hiç de hoşuna gitmiyordu
ama yuvada da evde olmayan şeyler vardı, bunlar hoşuna gidiyordu
(oyunlar gibi, arkadaşlar gibi, birlikte yapılan işler gibi,
birlikte yapılan çalışmalar, şamatalar gibi, öğretmenlerden
alınan onaylar gibi). Çocuk bir süre gene ikili davranışlar
geliştirir. Yuvada, kurallara uyar ve artık bunları yapmaya
alışır ama evde gene istediğini tutturur ve mutlaka yapılmasını
ister. Gene aynı konuya döneriz, evde de kurallar olması gerekir
ve kuralların her koşulda ve herkes tarafından uygulanması
gerekir.
Hiç unutmayalım ki, bir kural tek bir uygulama eksikliği ile
kural olmaktan çıkar.
Kurallar sürekliliği ile, mantıklı oluşu ile, bize yarar
sağlaması ile bizim saygımızı kazanır ve değerler listesindeki
yerini alır. Saygı duyulmayan ve değer verilmeyen kurallar zorla
yapılan ve ilk fırsatta çiğnenecek engeller sayılır.
Kurallarımızı koyarken nedenlerini açıklayalım, düzenli olarak
uygulayalım,
Herkese ve her koşuılda uygulamaya dikkat edelim ve onları
yaşamımızın bir parçası yapalım.
Zamanında öğrenilen kurallar içselleştirilir ve iç disiplin
yaratır. Bu da karakterimizin oluşmasına büyük bir katkı
demektir.
Kurallar hangi konularda konmalı?
Kural dediğimiz, davranışların doğru biçimleridir ve her
konuda uygun davranışlar demektir.
Yemek yeme, uyuma, oyuncaklarını toplama, ortalığın toplanmasına
yardım etme, başkalarının yanında neler yapılması, neler
yapılmaması gerektiğini öğrenme, sokakta gezme, alışveriş
yerlerinde nasıl davranacağını öğrenme, arabada oturma, arka
koltukta oturacağını bilme, oynama ve kurcalama ile ilgili neler
yapacağını bilme gibi..
Yaşamın her alanı, öğrenmemiz gereken davranışlarla kolaylaşır.
Kuralları öğrenmek, yaşamı kolaylaştırmak demektir.
Eğer bir çocuk kuralları kabul etmede zorlanıyorsa ve bunda
ısrar gösteriyorsa, ego gelişiminin daha yakından gözlenmesi
gerekir.
ARKADAŞLARIYLA PAYLAŞIMI NASIL? EVDE HİÇ ÖYLE YAPMIYOR...
Eve gelen çocuklarla, kendi arkadaşları olsa bile
oyuncaklarını paylaşmıyor ama onlara gittiğimiz zaman onların
her oyuncağı ile oynamak istiyor. Bu sefer de onlar
oyuncaklarını vermiyorlar. Yuvada da böyle mi?
Evet, yuvada da böyle. Her çocuk kendi mülkiyet duygusunu, ait
olma duygusunu korur ve sürdürür. Ancak bunu sürdürürken,
başkalarının da kendi mülkiyet ve ait olma duygularını
koruduğunu ve sürdürdüğünü öğrenir. Burada bir uzlaşma
gereklidir. Çocuk, eğer uzlaşırsa, verdiklerinin karşılığında
aldığını öğrenir. Bu öğreti, ona yeni kapılar açan çok önemli
bir öğretidir. Çocuk bunu evde öğrenemez, çünkü evde ona her
şeyin karşışıksız, kendisinden bir şey beklenmeden verildiğini
görmektedir. Ama ev dışında ve yakınlarının dışında, özellikle
yaşıtları arasında durumun hiç de öyle olmadığını anlar. Bu da,
ona ‘uzlaşma’ gibi çok değerli bir anahtar verecektir.
Çocuk, yuvada, uzlaşmayı öğrenir ve uzlaşmanın inceliklerini de
kavramaya başlar. ‘Uzlaşma’, nadiren eşit koşullar taşır, kimi
zaman verdiğimizden daha çok alırız, kimi zaman ise
verdiğimizden daha azını alırız. Yaşam boyu da uzlaşmayı
Bütün ilişkilerimizde kullanırız.
‘Uzlaşma’ bir tutum ve davranış demetini içerir. Bu konuda
yapısal özelliklerimiz ile gördüğümüz örnekler ve aldığımız
öğreti bize ‘daha çok alıcı’ ya da ‘daha çok verici’ olmayı
öğretir. Kimi zaman bu özelliklerimiz yaşam boyu sürer.
Elbette doğrusu, ’uzlaşmada eşitlikçi’ olabilmektir. Aldığımız
ve verdiğimiz şeylerin eşitlik dengesinde olması kişilik
gelişimi için en doğrusudur ve çocuklarımıza bunu öğretmemiz
uygun olur.
Evde de ‘uzlaşma eğitimi’ yapılması doğrudur. Bu da çocuklara
‘hak ve görev dengesi’ ile öğretilir. Bir şeyi hak etmek için
yapılması gereken görevler vardır ve bunlar yapılmalıdır. Bir
başka ‘uzlaşma eğitimi’ yolu da özgürlükler ve sorumlulukların
birlikte öğretilmesidir. Çocuklarımız küçük yaşlarda
sorumluluklarını öğrenmelidir, bu onların kendileriyle ve
yaşamla uzlaşmalarını öğretecektir.
Yaşam sorumluluğu herkesin kendisine aittir ve ancak küçük
yaşlardan başlanırsa öğrenilebilir.
YUVADA SORUNSUZ UYUDUĞUNU SÖYLÜYORSUNUZ AMA EVDE BÖYLE
YAPMIYOR...
‘Biz evde onu uyutamıyoruz. Söylemem gerekir, sallıyoruz da,
yanında yatıyoruz, başını okşuyoruz, kitap okuyoruz, gene de
uyumuyor. Yuvada sorunsuz uyuduğuna inanamıyorum’.
Uyku konusunda bilmemiz gerekenler var.
Öncelikle, uyku fizyolojik bir gereksinmedir. Bedensel ve ruhsal
bir dinlenme süresi.
Uyuma zamanı da, çocuk için hem gündüz, hem gecedir. Sonra
büyüdükçe gündüz uykusu kısalır ve sonra kalkar.
Uyku, bir hazırlık süresi, uykuya dalma, uyuma, uykuyu alma ve
uyanma sırasını izler.
Uykuya hazırlık süresi, çoğu kez iyi bilinmez. Bu süre,
pijamaların giyilmesi, dişlerin fırçalanması ve temizlik.
Tuvalete gidilmesi. Evde görece sessiz bir ortam oluşması,
çocuğumuza ‘uyuma zamanının geldiğinin söylenmesi’ ve ‘uyku
öpücükleri’ ile çocuğun zihinsel hazırlanmasını sağlar.
Çocuğun uyku zamanı belirli olmalıdır. Çocuk, büyüklerin de
yatmasını istediği zaman neden öyle olmadığı anlatılmalı ve ödün
verilmemelidir.
Yatma zamanı anne, baba ve evdeki herkes tarafından
onaylanmalıdır.
Uyku uyuma kasrşılığında vaatler, ödüller ve ödünler
verilmemelidir. Uyku yaşamımızın normal bir parçasıdır.
Çocuğun uykuya dalma sırasında kucağında bir ayıcık olması, ya
da yakınlık duyduğu bir şey olması normaldir. Onun dışında
uykunun normal bir yaşam bölümü olduğunu bilerek hareket
edilmesi pek çok güçlüğü önleyecektir.
Erdal Atabek |